12 Ocak 2018 Cuma

Papatya Demeti #5



Kendi halinde bir kız olsun. Krem rengi yün çorap hırkası olsun. İlkbaharın serin havasında onu giyip çıksın sokağa. Saçlarının bukleleri rüzgarla oynaşırken kız sadece yüzüne vuran rüzgarın kendisine çok iyi geldiğini hissetsin.

Bu kızın nereye gittiğini, hangi nedenle dışarıya çıktığını kimse bilmesin. Kız insanlar için öylece sokakta olsun. Hep o sokakta varmış gibi, o sokağa aitmiş gibi. Gezdiği sokakta çocukların bilye dizdiği, gazozuna maç yaptığı bir sokak olsun. Çocuklar kızın varlığından hoşnut olsunlar ama onun varlığını rahatsız etmesinler. Kız çocukların yanından geçerken karşılıklı gülümsesinler sadece.

Sokakta yürümeye devam etsin. Baharla açan çiçeklerin yaprakları savrulsun sokakta. Kız yürürken hiçbir çiçek yaprağına basmasın, hepsi kızın ayağının altından usulcacık çekilsin ki acı olmasın bu hikayede.

Daha sonra kız sadece önünden bisikletlerin geçtiği bir banka otursun. Beyaz ayakkabısının içinde bulunan ayaklarıyla sakin bir tempo tuttursun, beklerken hayallerini.
Hayallerinde ise o olsun. Hep orada olan ve hep beklediği o.

20 Aralık 2017 Çarşamba

What's Eating Gilbert Grape - Gilbert Grape'i Ne Yiyor?

Sizleri çilekeş Gilbert ile tanıştırmak isterim.

Gilbert Grape. Biraz donuk bakışlı, sessizdir. Endora adlı pek bir şeyi olmayan ve olmayacak bir kasabada yaşıyor. 5 kardeşin 3 numarası. Evden kaçmış bir abisi ve anneleri gibi olan Amy adında bir ablası var. 15 yaşında Helen adlı kız kardeşinin diş telleri yeni çıkmış ve "Vay!" diyerek ortalıkta geziniyormuş. Bir de 18 yaşına girmek üzere olan Arnie var. Arnie otizmli bir çocuk ve onunla Gilbert ilgileniyor. Banyosunu yaptırıyor, markette çalışırken bile yanından ayırmıyor Arnie'yi. Bu kardeşlerin babaları vefat etmiş. Anneleri ise bir zamanlar güzel bir hanımefendiymiş. Fakat 7 sene boyunca evden dışarıya adımını atmamış. Hayatını televizyonun karşısındaki koltukta geçiren obez bir kadın olmuş.

Gilbert'ın dilekleri önce etrafındakileri iyileştirmeye yönelik. Kendisi için bir şey istemeyen ailesi için çalışıp çabalayan birisi. Ama ,aşağıda bahsedeceğim, Becky gibi "Kendin için dileğin ne?" diye Gilbert'a sorarsanız "İyi bir insan olmak." cevabını alırsınız.
-Gökyüzüne bayılıyorum. Öyle sonsuz ki...
-Kocaman, çok kocaman.
-Kocaman kelimesi anlatmaya yetmiyor. Bu kelime küçük kalıyor. Gökyüzünü tasvir edebilmek için kocaman kelimeler kullanmak lazım.
Gilbert market işleri, Arnie ve annesiyle uğraşırken Endora'dan geçen  kampçılardan biri olan Becky ve büyükannesi, arabalarının arızalanmasıyla Endora'da kısa süreliğine misafir oluyorlar. Ülkeyi gezen ve bir yerde kalmayı reddeden Becky'yi hep "orada" olan Gilbert tanıdıkça Becky onun hem kaçış noktası hem de aşkı tanıdığı bir karakter haline geliyor.


-Sen, benim zırhı parlamayan şövalyemsin. Bunu biliyor muydun?
-Parlak zırhlı diyecektin sanırım.
-Hayır, parlamayan. Titrek bir  ışıkla parlıyorsun ve kor gibi yanıyorsun.
İşte Gilbert böyle. Filme gelirsek Gilbert Grape'in bu sorumluluklar altındaki ezilişini, bunalışını izliyoruz. Evin ve Arnie'nin tüm yükünü üstünde hisseden Gilbert zaman geliyor kaçmak istiyor. Fakat Arnie'yi, kızları ve annesini hatırlayarak mücadelesine devam ediyor. Sakin geçen bir film. Yeri gelince gülümseten yeri gelince ağlatan ama en çok boğazınıza bir yumru oturtacak cinsten.


Kadrosunda Johnny Depp ve otizmli Arnie'yi canlandıran Leonardo DiCaprio var. Becky'yi Juliette Lewis canlandırıyor.

Dram yüklü bu aileye ve Gilbert Grape'i neyin yediğine daha yakından bakmaya sizi davet ediyorum. İyi seyirler.

12 Aralık 2017 Salı

Begin Again


Bu soğuk kış zamanlarında battaniye altında, kahve eşliğinde izlemelik film getirdim. Müziklerinden, karakterlerine, her saniyesinde içinizin ısınacağı güzel bir filmdir. 

Konusundan bahsedelim.

Mark Ruffalo'nun canlandırdığı Dan karakteri zaman kurduğu müzik şirketiyle güzel işler yapmış bir prodüktördür. Fakat başarılı günleri geride kalmıştır Dan için. Eşinden ayrı yaşayan, sarhoş gezen ve kızıyla arası iyi olmayan bir adama dönüşmüştür.  Kurucusu olduğu müzik yapım şirketinden kovulur. O akşam gittiği bir mekanda bir diğer ana karakterimiz olan Gretta'yı şarkı söylerken görür ve ondan etkilenir. Gretta'ya albüm teklifi yapar. Gretta teklifi düşünecektir.

Gretta Dan'in teklifini düşünürken biz Gretta hakkında konuşalım. Gretta ise söz yazarıdır, şarkı söyler. Dave adında, filmde Adam Levine'in canlandırdığı, bir sevgilisi vardır. Beraber şarkı yazarlar, birbirlerini dinlerler ve birbirlerine ilham verirler. Dave Gretta hakkında her şeyin arkasında bana ilham veren biridir diye bahseder fakat ünlenmesiyle Gretta'yı aldatması aynı hızda gerçekleşiyor. (bknz. erkek milleti) Gretta da bu ayrılık burukluğuyla Dan'in kendisini keşfettiği yerde şarkı söylüyor işte.

Gretta Dan'in teklifini kabul ediyor ama kayıt için stüdyo bulamıyorlar. Dan tanıdık müzisyenleri toplayarak açık havada, New York sokaklarında Gretta'nın şarkılarını kaydetmeye başlıyor.
Gretta ve Dan'in dibe vurmuşluktan sıyrılıp tekrar yükselişe geçişini izliyoruz. Film konusuyla, genel gidişatıyla biraz klişe gibi. Fakat izlemekten sıkılmayacağım muhteşem sahneleri var. Bir tanesi Dan'in Gretta'nın şarkısını kafasında canlandırdığı sahneydi. Gretta gitar eşliğinde şarkısını söylerken Dan, biraz da alkolün etkisiyle, arkaya bateriyi, kemanı ve piyanoyu ekliyor, büyülü bir sahne izliyoruz. Bir diğeri Gretta ve Dan'in müzik eşliğinde New York sokaklarında dolaşmasıydı.Telefonlarına ara kablo ekleyerek aynı anda iki kulaklıkla aynı müziği dinleyerek şehirde şöyle bir turluyorlar. Dan orada diyor ki:
"İşte bu yüzden müziği seviyorum. En sıradan sahneler bile aniden çok fazla anlam kazanabiliyor. Tüm bu sıradanlıklar bir anda harika, parıldayan incilere dönüşebiliyor."
Begin Again böyledir, benim yazım da bu kadardır. Bir de filmin Lost Stars adında Adam Levine'in seslendirdiği güzel bir müziği var. Klibine de göz attıysanız izleyip izlememek size kalmış demektir. Ben kaçtım.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Ahrar - Rafet Elçi


Hayran olduğum Rafet Elçi’nin bu romanını okuyunca kendisine ilgim daha da arttı. Kitabı kapattığımda derin bir nefes verdim. Bunun sebebi kitaptan çok çok etkilenmem ve 600 sayfalık kitabı okumanın kolay olmadığını fark etmem.

"Ben gençliğimde asi ve kızgın bir adamdım. Bir gün, şimdi adını hatırlamadığım bir cariyeyi, elime geçirmiş, götürüyordum. Onu böyle bir ormana sokup düşmandan intikamımı alacaktım. Kadın korkuyordu. "Neden korkuyorsun?" diye sordum. "Ormanda vahşi insanlar vardır" dedi. "Benden bile mi?" dedim. "Senin kızgın bir yüzün var ama onların yüzleri bile yok." diye cevap verdi. İlk kez benden daha fazla bir şeyden korkan bir kadın tanımıştım. Korktuğu şeyin adı "Bilinmezlik"ti. En korkunç insan, bizim görmediğimizi insandır, en korkunç insan henüz yaratılmamıştır. Ben düşündüm ki, Tanrı en korkunç olanı yaratmak istemez. Ama yaratmışsa onun adı Timur değildir. o, insanları görmemiş hayvanlar gibi, bu karanlıklarda yaşıyordur."

Kitap Yıldırım Bayezid’in esir düştüğü Ankara savaşıyla başlıyor. Daha çok Timur tarafını anlatıyor aslında. Yıldırım Bayezid'in yürek burkan mağlubiyeti ve esirlik günleri kitabın giriş bölümü tadında. Gelişme bölümü, Timur’un ardında bıraktığı büyük devlet için hakimiyet savaşı yapan Halil Sultan, Pir Muhammed, Mirza Şahruh ve Uluğ Bey ile devam ediyor. Uluğ Bey ile o küçük bir çocukken karşılaşıyoruz ve büyütüyoruz Uluğ Bey'i. Halil Sultan'ın entrikalarla çöküşüne şahit oluyoruz. Sonrasında ise, kitabın sonlarına doğru, büyük tasavvuf alimi Ubeydullah Ahrar’ın Ahrar oluş yolculuğunu okuyoruz.

"Her yanın avcı, her yanın tuzak... Tabiat senden intikam almaya çalışırken, kalbini avcılara açamazsın ve kanatların var diye seni kıskananlara, seni sevsinler diye kanatsız boyun eğmelerde bulunamazsın. Allah seni kanatlarla yarattı. İşte bu kadar!"

İçerisinde birçok zenginlik barındırıyor bu kitap. Karakter kadrosu çok geniş. Düşünceleri çok yoğun. Bu zenginliklerden en büyüğü ise tasavvufi düşünceler. Varlık, yokluk, gerçeklik, varoluş... İtinayla okusam da yazarın asıl anlatmak istediğini anlayamamış gibi hissettim. Anlamadığıma da eminim çünkü henüz belli bir olgunluğa sahip olmadığımı düşünüyorum. Buna rağmen çoğu yerde ürperdim.


"Allah'ı neden göremiyoruz?" diye sordu. Dedesi "Her yerde de ondan." dedi. "Her yerdeyse neden görmüyorum?" diye sordu. Dedesi "Her yerde olan hiçbir yerdedir." dedi. Bu bir çocuğa verilecek cevap mıdır?"
Kitaba başlar başlamaz uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve yolculuğun sonuna dek her anı muhteşem geçiriyorsunuz. Tarihle ve tasavvufla ilgilenenler için tavsiye edilesi...

1 Aralık 2017 Cuma

Skam

Etrafımda bir izleyen olsaydı da sabah akşam Skam kritiği yapsaydık dediğim bir diziydi. Güzel muhabbeti yapılırdı doğrusu.

The Leftovers gibi bir diziden sonra başlamıştım Skam'a. The Leftover'ın sıkıcılığından sonra iyi gelmişti.

Neyse. Konusuna gelelim. Skam ya da Shame (utanç) Oslo'nun Hartvig Nissen Lisesi'ndeki gençlerin hayatlarını anlatıyor. O yaşın getirdiği sorunlarla gençlerin başa çıkmasını izliyoruz.

Soğuk memleket sevenler diziyi bir başka şekilde benimseyebilir. Çünkü dizimiz Norveç'in bağrından kopma. Dizi Norveç'ten olunca bize yabancı olaylarda bulunmuyor değil.

Skam 4 sezondan oluşuyor ve her sezon 10 bölüm civarı. Bölümlerin süresi 20 dakika. Tabi "Olaylar olaylar..." durumu oldukça süre kırk dakikaya kadar çıkabiliyor. İzlemeyi çok abartmadan 4-5 günde rahat biter.

Her sezonda farklı bir karakterin hayatını yakından izliyoruz. Skins tarzı. Belki ergen dizisi diyenler olabilir ama karakterleri derinliklidir. Ahir zamana uyumludur. Zamane gençlerinin hayatında büyük bir yeri olan sosyal medyanın da rol oynadığı güzel bir dizidir.

Bu yazınında sonuna gelirsek iyi günler dileyerekten veda ediyorum.